Gençler üretime yönelmeli

KASTAMONU’NUN “ZEKİ AMCA”SINDAN GENÇLERE BAŞARI SIRLARI

Gençler üretime yönelmeli

KASTAMONU’nun ileri gelen ve hatırı sayılır iş adamlarından olan, özellikle yardımseverliğiyle tanınan Kebeci Marketler zincirinin kurucusu Zeki Kebeci, samimi açıklamalarıyla başarı hikâyesini gençler için anlattı. Gençlerin hayatlarında başarı merdivenlerini tırmanmak için nasıl hareket etmeleri gerektiği ve başarı istiyorlarsa mutlaka araştırma yapmalarının ve ‘en iyisini nasıl yapabilirim’ düşüncesine sahip olmaları gerektiğinin altını çizen Kebeci, bu sayede başarının kaçınılmaz olacağını belirtti. İş adamı Zeki Kebeci, Kastamonu’da bu başarıyı nasıl yakaladığını hayatından kesitlerle anlatarak, başarıyı yakalama noktasında gençlere yol haritası oldu. Aynı zamanda Kastamonu halkı arasında ‘gömü buldu, öyle zengin oldu’ dedikodularına da cevap veren Zeki Kebeci kul hakkının önemine dikkat çekti.

TAHSİLLİ BİR YÖNETİCİ OLMAYI İSTERDİM

1959 yılında Kastamonu’ya bağlı merkez Alpagut Köyünde doğan Zeki Kebeci, 3 kardeşin en küçüğü olduğunu söyledi. İlkokul mezunu olan Kebeci, ailesinin kendisini okutma taraftarı olduklarını, ancak üretmeye olan aşkı sebebiyle okumadığını ve ilkokuldan sonra çiftçiliğe başladığını belirterek şöyle devam etti; “İlkokulu köyde okudum. Tahsil olarak ilkokul mezunuyum. Çiftçiliği çok severdim. Bizimkiler okumamı istediler. Ama benim gözüm üretmekte üretim yapmaktaydı. Çiftçiliği çok severdim. O sebeple okumak istemedim. Okumuş olsaydım tahsilli bir yönetici olmayı isterdim. Kendimi bu yolda geliştirmek isterdim. Evet, ticari anlamda bir yöneticiyim ama siyasi anlamda yönetici olmayı arzu ederdim. 12 yaşında traktör sürmeye başladım. Hatta traktöre âşıktım da diyebilirim. O toprağın akması, bahçe sulaması yapmayı çok severdim. 12 yaşında başladım çift sürmeye. Biraz büyükçe daha fazla çalışmaya başladım. Askere gitmeden ticarete başladım. Hayvan alım-satımı ile uğraştım bir süre. Kavak alırdım kerestelik, onları alıp satardım. Askere gidip geldim. Bizde askerden geleni evlendirirlerdi o şekilde askerden de gelince evlendim. 2 tane de oğlum var. Askerden geldim ama hala merakım bitmiş değil tarıma, ekip biçmeye, çiftçiliğe karşı. Gencim ama öyle gelişi güzel yapmıyorum tarımı. Toprak tahlili yapardım mesela benden başka toprak tahlili yapan yaptıran yoktu. Tahlil yapınca bir de ekstra size para veriyorlar ücretsiz bir şekilde yapılıyor bu tahliller. Üstüne bir de tahlil yapınca tahlil yaptırdığım için para veriyorlardı. Yeni çıkan ziraat araçlarından alıyorum. Dönemin teknolojisinden geri kalmıyor sürekli takip ediyordum. Mesela patos deriz, döğenle de biz tarla sürdük. Traktöre döğen takardık önceleri, tarlaları onlarla sürerdik. Araştırıyorum sürekli, çiftçiliği daha başka nasıl geliştirebilirim diye. Büyük aletler vardır mesela, Kastamonu’da 2-3 tane vardı, onlardan bir tanesi bendeydi. 1985-1990 arasındaki dönemlerden bahsediyorum. Taşköprü tarafından başladık ekip biçmeye, muazzam para kazanıyoruz. Baktık ki çok severek yapıyoruz, çevremde, etrafımda pancar ekiyoruz. Mesela çevreden arkadaşlarımı çağırırdım onlar da gelirlerdi beraber ekip biçerdik.”

KASTAMONU’DA EN UYGUN ÜRÜNLERİ SATAN BİZİM BAKKAL OLDU

Çiftçiliği ve tarımı çok sevdiğini ancak sonrasında kafasında ticaret fikri doğduğunu belirten Kebeci; “Çiftçilik çok güzeldi, ancak bir sene çok güzel verim alıyorsun öteki sene dolu falan oluyor. Tabi sigorta yapmayı falan da bilmiyordum. Ne yapayım diye düşünürken, ticarete atılmayı kafama koydum. Ticareti de çok bilmiyorum. Alım-satım da yapıyordum ama dükkânım vs. yoktu. Bizim Kastamonu’da ahşap bir evimiz vardı. Oranın altına zahire yani un vs. satılan bir dükkân açayım dedim. Bura da Uzun Sokak’taydı yine. Öyle başladık, baktık ticaret çok güzel. Hamdolsun biz varlıklı ailenin çocuklarıydık. Kastamonu’da çok arazimiz vardır, tarlamız çoktur. O dönemlerde hayvancılık da çok iyi, köylülere kamyon kamyon yem satıyoruz. Bu sırada bir de bakkal yapayım dedim. Tabi bu girişimleri yaparken bu sektörleri hiç bilmiyordum, hep araştırarak öğrendim. Bakkal da çok güzel gitti. İlk açtığım zaman araştırıyorum nasıl yapabilirim, müşteriye ucuz nasıl satabilirim bunun araştırması içerisindeyim. Ankara’da Gimat var, Türkiye’nin en büyük toptancı firması. Oraya bir gittim, her şey çok ucuz. Oradan ürünleri almaya başladım ve bizim bakkalın önünde uzunca kuyruk olmaya başladı. Tıpkı Kebeci Market’in önündeki gibi. Çünkü Kastamonu’da en ucuza satış yapan bakkal bendim. Kastamonu’da Mahkeme Altı’nda o zamanlarda Hakkı Önderler vardı, ilk açtığım zamanlarda onlara çok hayran kalırdım. Kastamonu’da en büyük bakkal onlardı çünkü. Ama onlar Ankara’dan almazlardı, Kastamonu’daki toptancılardan alırlardı ürünlerini. Zamanla onlardan daha hesaplı şekilde satmaya başladım ve zamanla tercih edilen bir yer haline geldim” dedi.

Bakkal işi yerinde giderken büyümeye karar verdiklerini ve yer satın aldıklarını, ancak bu sırada başlarını üzücü bir hadisenin geldiğini aktaran Zeki Kebeci bu olayı şöyle anlattı; “Bu bakkalı büyütmeye karar verdik. Yan tarafındaki binayı aldık. Derken bu süre zarfında başımıza bir hadise geldi. O zaman yeğenim duruyordu dükkânın başında. Köylülere o zaman kamyon kamyon yem satıyorum. Çok alacağım vardı köylüden. Kalınca bir veresiye defterim vardı. 2 bin kişilik bir defterdi, tıpkı İnek Şaban’ınki gibi. Çelik kasamız da vardı dükkânda. O kasa içerisinde çeklerimiz, senetlerimiz, kıymetli eşyalarımız, köyün tapuları, paralarımız her şey oradaydı. En önemlisi de veresiye defteriydi. O zamanlarda bilgisayar falan çok kullanılan bir şey değildi. O kasa çalınmış. Buraya gelen her misafire anlatırım bunu. Sağlık olsun dedik, yeni bir defter aldık. Kastamonu halkı kuyruk oldu burada. Bankamatik kuyruğu gibiydi. Herkes gelip ne borcu varsa yazdırdı. Kastamonu böyle bir yer. Kastamonu’nun resmini bu şekilde çekin çekecekseniz diyorum her gelen kişiye. Elimde hiçbir şeyim yok, her şeyim çalınmış adam borcum yok dese neyle ispat edecekseniz. O defterin yüzde 95’i gelip borcunu yazdırdı. Kastamonu halkı böyle işte. 6 ay sonra bilgisayara geçtik. Biz de onlara kart yaptırdık, Kebeci Kart.. O 2 bin kişiye hesap açtırdık. O müşterilerimiz bizleri mağdur etmedi biz de onları mağdur etmedik. Sonrasında alışveriş merkezi haline getirdik. 2004 yılında burayı alışveriş merkezi haline getirmiş olduk.”

“BİR TEK KİŞİYE BİLE ‘ZEKİ AMCA BİZİ İCRAYA VERDİ’ DEDİRTMEDİM”Markete dönüştükten sonra konfeksiyon, elektrikli ev aleti gibi çeşitleri de market bünyesinde satışa sunmaya başladıklarını ifade eden Kebeci; “Konfeksiyon ekledik, elektrikli ev aletleri getirdik, düğün ederse vatandaş bir tek altınımız yok, onun dışında her şeyimiz var. Kastamonu bizi çok sevdi. Onlar bizi seviyorlar biz de Kastamonu’yu çok seviyoruz. Ben bir anımı daha anlatayım; Askerden yeni gelmiştim. Topçuoğlu’nun oradan geliyordum takkeli bir amca ile eşi yanlarında da sarı bir inekleri vardı. İneği haciz nedeniyle almışlar. Başka herhangi bir şeyleri yokmuş, bir tek inekleri varmış, onu da borç yüzünden almışlar. Akşamüstüydü ben oradan geçerken gencim daha, bakakaldım ve çok üzüldüm. Dükkân açacaktım o zamanlarda karşılaştığım bir hadiseydi. Hayatımda bu beni çok etkiledi ve ben o gün karar verdim ne olursa olsun hiç kimseyi icraya vermeyeceğim dedim. Hayatım boyunca da bir tek kişiye bile ‘Zeki Amca bizi icraya verdi’ dedirtmedim, dedirtmem de hamdolsun. Para getirememiştir, başına kaza gelmiştir, evinde yangın çıkmıştır sildiğim bile olmuştur ama bu rahatlığım var ki kimseye icraya vermedim. Çalışanlarım bin kişiye ulaşsa daha da mutlu olurum. İnanın kazancında değilim, ne kadar fazla kişiye ekmek verebiliyorsam ne mutlu… Çalışanlarımızı da eğitiyoruz ayrıca. Helal haram nedir, müşteriye nasıl davranılır, nasıl davranılması gerekir, konuşurken nasıl bir üslup kullanılması gerektiğiyle ilgili toplantılar yapıyoruz. Sadece iş hayatında değil bunu ev hayatlarında da uygulamaları gerektiğini ifade ediyoruz” şeklinde konuştu.

Hayatlarında başarılı olmak isteyen gençlere yönelik tavsiyeler de veren Zeki Kebeci; “Herkes işini çok sevsin. Burada markette mi çalışıyor en iyisini yapmaya çalışsın, başka bir işle mi meşgul o işte en iyi olmaya çabalasın. Biz mesela eleman aldığımız zaman baktık azimli, çalışkan, başarılı o zaman onun mevkisini de yükseltmişizdir. Bir kişi işini düzgün yaparsa, yalan konuşmazsa, doğruluk ve dürüstlüğe önem verip işini severek yaparsa başarılı olmama gibi bir şansı olmaz. Er geç o başarıya erişir. Her şey para demek değildir insanlar bunun ayrımına varmalılar. Araştırmak çok önemli ne işle uğraşıyorsa gençlerimiz muhakkak o işin en iyi nasıl yapılacağı konusunda bilgi sahibi olmalılar. Bir de her şey para demek değil, dürüstlük, doğruluk, hak hukuk bilmek bunlar da önemli değerler. Kısaca insanlığı bilmeliler. Bunlara da azami ölçüde dikkat göstermeleri gerekiyor. Bu arada üretmek de lazım. Salgın hastalık olalı tarım ürünleri çok pahalandı. Dış devletlerden aldığımız ürünler çok pahalandı. Köylümüze devlet inşallah çok daha fazla destek verir. İnsanlarımız üretmeye yönelmeliler. Geçlerimiz üretime dönmeliler. Bol bol üretim yapmalıyız. Köyde olan genç arkadaşlarımız tarıma üretime yönelsin, üretsin. Okumak isteyen gençlerimiz de tarımla alakalı şeyler okusunlar, veterinerlik okusunlar, ziraat mühendisliği okusunlar, çünkü üretmek çok önemli. Üretmeliyiz, dünyada gıda ürünleri daha da pahalı hale gelecek.”

“GÜNAHIMI ÇOK ALIYORLAR” Gömü bularak zengin olduğu dedikodularına da cevap veren Zeki Kebeci şöyle konuştu; “Günahımı çok alıyorlar. Devletin malını çalmayız. Kul hakkına, helal, harama çok dikkat ederiz. Şehitlerin her günahı affediliyor, ama “3 kere şehit olup da gel, yine de benim karşıma kul hakkı ile gelme” diyor Allah. Kul hakkına karışmıyor. Biz kul hakkına çok dikkat ederiz. Vergimizi gününde veririz. Çalışanlarımızın maaşlarını şu zamana kadar ayın 1’ini bekletmemişimdir. Ya 1’inden önce ya da tam birinde yatırmışımdır. Çalışma saatleri konusunda da çok dikkatliyiz, 15 dakika fazla çalıştırdıysak mutlaka onu yazarız. Dün genç idim bugün evin en yaşlısı olduk. Helal kazanmak lazım. Gömüyü sabah namazına kalktığımızda namaza durduğumuzda buluyoruz. Evde otursam hasta olurum. Cumartesi, Pazar dahi geliyorum marketlerime biraz burada biraz ötekinde duruyorum. Akşamları köye gidiyorum. Arılarımızla, ekip biçmeyle uğraşıyoruz. Ayrıca araştırmaya hep meyilli bir insandım. Bende bir heyecan var, o heyecan çok önemli. Hatta bir arkadaşım da bana ‘Abi sende bu heyecan oldukça sen 3-4 market daha açarsın’ demişti. Dışarıya başka illere açılmayı düşünüyorum. Kastamonu’da kazandık, Kastamonu’ya kazandırmaya çalışıyoruz.”